Guwahati

Kuzeydoğu Hindistan’da Assam bölgesinde Brahmaputra Nehri kıyılarında yer alan Guwahati, Hindistan’ın en hızlı büyüyen şehirlerinden biri imiş. Hindistan’da gezdiğim tüm şehirler ya nehir kıyısında ya deniz kıyısında ve suyun harika bir enerjisi var.

Guwahati de diğer şehirler gibi çok renkli. Türkiye’dekilere benzemese de çok sayıda kitapçı vardı. Çiçekçiler, geleneksel kumaşlar satan dükkanlar, dünyaca ünlü Assam çayı ve tapınaklar…

  

Guwahati’de bulunduğumuz sürece Gauhati Üniversitesi Persian Departmanı tarafından misafir edildik. Değerli dostumuz Prof. Rekibüddin Ahmed, sevgili Muzaffer ve Zaman kardeşlerimiz bizleri rahat ettirmek için ellerinden geleni yaptılar. Seminerin birinci günü akşamı üniversitede çok güzel bir müzük ve dans gösterisi vardı. Öğrencilerin hepsi çok yetenekli ve başarılı, harika bir gösteriydi.

Seminerin ikinci günü akşamı Guwahati’deki büyük bir Hindu tapınağını gezdik. Çok bakımlı büyük bir bahçesi ve tamamen işlemeli büyük beyaz yapıları vardı.

Seminerin üçüncü günü sabah 3’te kalktık, 4’te arabalarla National Parka götürdüler bizi. Güneşin doğuşunu nehirde izlemek muhteşemdi ve cangılın ortasında fillerle seyahat etmek, gergedanlar, envai türlü kuşlar, ağaçlar… Hayatımdaki en güzel ağaçları Hindistan’da gördüm.

Hindistan yolculuğumuzda bazı negatif öğrenmeler yaşamış olsak da ne zaman zor durumda kaldıysak Allah insan suretinde meleklerini daima yardımımıza gönderdi. Bunlardan birini de Guwahati dönüşü havalimanında yaşadık. Bizden kaynaklanmayan sebeplerle havalimanına biraz geç gittik. Aslında uçak saatimize henüz vakit vardı ama kapıdaki güvenlik görevlisi chek in  yapılmadığı gerekçesiyle içeri girişimize izin vermedi. Bunu ancak içeri girebilirsek yaptırabileceğimizi anlatmaya çalışsam da muvaffak olamadım. Sonunda yanımızda bir güvenlik görevlisi elimizde bavullar, çantalarla havaalanı binasını dışardan boydan boya kat etmek ve bir pencerenin dışından chek in yaptırmak zorunda kaldık. Bunlar problem değildi ancak büyük ihtimalle artık uçağa yetişmemiz imkansızdı. Nefes nefese giriş kapısına tekrar geldik, görevli chek ine bakıp bizi içeri aldı, kontrollerden geçtik, telaşla boarding, kapı aramaya başladım. Bu arada bir adam gülümseyerek bize işaret ediyor, oralı olmadım, bakınmaya devam ediyorum. Adam yanımıza geldi, kolumuzdan tutup çekerek asansöre yönlendirdi, ben tekrar telaşla, uçağı kaçırmak üzere olduğumuzu, bizi nereye götürdüğünü sordum ama adam dil bilmiyor, bizi de bırakmıyor. Çaresiz asansöre bindik, asansörde adam gözleri dola dola eşime sarılıp eliyle bizi göstererek Müselman, sonra kendini göstererek Müselman demeye başladı. İnanamıyorum. Asansörden indik, eşyalarımızı da taşıyarak bizi çıkış yapacağımız kapıya götürdü, yer buldu oturttu, nasıl mutlu, 40 yıldır hasret kaldığı kardeşlerine kavuşmuş sanki, ne yapacağını bilemiyor, ben de öyle. Hangi uçağa bineceğimizi nereden bildi, nereden çıktı bu adam? Bütün soruların cevabını bilemeyeceğimiz bir dünyada yaşıyoruz. Sadece izler, şahit olur ve şükredebiliriz. Şükürler olsun.

İçeriği paylaşın:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir