HİNDİSTAN’DA BİRİNCİ GÜN: “Ne işim var burada, rahat mı battı, bela mı arıyordum?”günü

Air Astana ile Astana, Nursultan Nazarbayev Havalimanına teker koyduktan yaklaşık 14 saat sonra Delhi’ye uçmak için tekrar havalanabildik. Bu süreyi Astana havaalanında geçirmek zorunda kaldık. 5 Hintli, iki de biz, 7 kişi, kader arkadaşları 14 saat havaalanında uyuduk, uyandık, yemek yedik, uçuş saatini bekledik. Bu arada bizim aklımıza, yaşananlardan havayolu şirketini sorumlu tutmak hiç gelmedi. Kendi paramızla suyumuzu, yiyeceğimizi satın aldık, saat saydık. Bu arada her şey çok pahalı, yemek yanında ekmek getirme kültürleri yok Kazakların. Ekmek istediğimizde bizim ufak açmalar gibi bir şeyi ayrıca sattılar bize ve biz ömrümüzdeki en pahalı tavuk kanadı orada yedik. Ama küçük paketlerde sattıkları elma kuruları ve kurabiyeleri gerçekten çok güzeldi. Her neyse biz yemek yerken Hintlilerden biri bizi arayıp buldu, “Niye burada yiyorsunuz, şirketin bizim karnımızı doyurması gerekiyor, biz gidip şikayet ettik, içecek ve yemek getirecekler, size de söyledik” dedi. Aaa, haklı adam, niye bunu biz hiç düşünmedik?.. Fakat a kardeş bunu 30 dakika önce yapsaydın da bir tavuk kanada onca avro ödemeseydik iyi değil miydi?..

Sabah 05’te Astana’ya ulaşmıştık akşam 19.30 da da Delhi’ye uçacaktık ama uçuş yeniden sarktı, biz 21. 30 da ancak havalanabildik.

Gece 02.00 gibi Yeni Delhi İndra Gandi Havalimanına teker koyduk. Yarım saatten fazla ülkeye giriş işlemleri sürdü, formlar doldurduk, parmak izlerimiz tekrar alındı, fotoğraflarımız tekrar çekildi, Allahtan bir sih bize yardımcı oldu yoksa orada da sabahlayıp konaklamadığımız bir otele ücret ödemek zorunda kalacaktık. Nihayet 02. 45 gibi çıkışa geldik. Hiç bilmediğimiz bir ülkede, hiç bilmediğimiz bir otele gitmek için taksi bulmamız gerekiyor.

Uçakta Hintlilere otelin adresini sorup taksinin yaklaşık ne kadar tutacağını öğrenmiştim. Booking.com da 6-7 dolar yazıyordu, Hintliler de 10 dolar tutar dediler. Taksi ücretleri hakkında bir fikrim var yani. Çıkışta olabildiğince resmi görevli gibi görünen birini buldum, taksi aradığımızı söyledim. Tamam, dedi, takım elbiseli, temiz görünümlü, yakışıklı bir gençle yanımıza geldi. Adının Bilıç olduğunu söyleyen genç hemen eşyalarımızı aldı, yürümeye başladı. Ben, dur, dedim, kaç paraya götüreceksin? 40 dolar, dedi. Olmaz dedim, çok pahalı. Çocuk ne bavulları veriyor, ne de otelin adının, telefonunun yazılı olduğu kağıdı. Ağzı bir kalabalık. Benim annem, benim babam, siz Müslümansınız, benim karım da Müslüman, Ben Budistim…. sıralayıp duruyor. Ben, hayır çok pahalı, olmaz, diyorum, çocuk ne eşyaları bırakıyor ne fiyatı indiriyor, hiç duraklamadan konuşuyor, saat gecenin üçü, yorgunluktan takat kalmamış, 10 dakika konuştuk, olmadı, eşyaları da alamadık elinden, tamam, dedik.

Bir sürü yürüdük, bir adamla ayaküstü konuştu, tekrar yürüdük, hiçbir yerinde taksi yazmayan bir arabanın yanında durduk. Bagajları yerleştirdi, el çantamın olduğu bagajı da aldı ama geri aldım onu yanıma, arabada bir de sürücü var, onlar önde, biz arkada yola koyulduk. Epeyce gittik,sonra arabayı yolun kenarına çektiler, sürücü indi, onun yerine Bilıç geçti, devam ettik yola, yine epeyce gittik, ıssız sokakların birinde durdu. Kapısında hiçbir tabela olmayan, üzeri karmakarışık şekillerle dolu bir yeri göstererek burası turizm informasyon bürosu, otelin adresini soracağım, benimle gelin dedi. Bavullar arabada, bana çantayı da arabada bırakmamı söyledi, hayır dedim, ama artık gerçekten çok sinirliyim. Mecburen indik, içerde sakallı gençten bir adam var, daracık bir yer zaten, yukarıya doğru uzanan bir merdiven var. Bizim Bilıç adamla konuştu, sonra süt dökmüş kedi gibi gidip merdivene büzüldü, yüzümüze hiç bakmıyor. adam önündeki masanın arkasında bize yer gösterdi, oturmak istemedim ama ısrar edince oturdum, nasıl öfkeliyim. Otelin adresine baktı, bir yere telefon etti, ya da öyle sanmamızı istedi. Nereden geliyorsunuz, nereye gideceksiniz, programınız ne, sorgu faslı başladı. Yukardan bir adam daha indi. Agra’ya gidecek misiniz, size rezervasyon yapalım, kağıtlar çıkardı. Saat gecenin kaçı olmuş, biz kimi bekliyoruz, dedim. Eliyle telefonu gösterdi, Bu arada bize rezervasyon satma çabalarına devam ediyor, Bilıç hiç yüzümüze bakmıyor, o kadar sinirlendim ki ayağa kalktım, bana bakın dedim, gecenin saat kaçı olmuş, çok yorgunuz ve sadece otele gidip dinlenmek istiyoruz. Adam bir yüzüme baktı, bir önüne baktı, sonra Bilıç’a dönüp götür bunları otele dedi.

Arabaya tekrar bindik, öfkeden kuduruyorum, epeyce bir daha gittik, otelin adını gördük, durdu araba, indik. Gözlerime inanamıyorum, ben bu harabeye mi onca para ödedim, inanılır gibi değil. Bilıç bavulları indirdi, otel girişinden bir adam çıktı, bavulları aldı. Bilıç 40 doları aldı ama gitmiyor, bir de bahşiş istiyor, ellerini ovuştura ovuştura, pişkin pişkin, yapışkan arsızlığına devam ediyor. Bitsin artık Allahım bu gece, 1 dolar da bahşiş verdim, bir de az bulmaz mı, yüzüne nasıl baktıysam, tamam, dedi, gitti.

 

 

 

İçeriği paylaşın:

HİNDİSTAN’DA BİRİNCİ GÜN: “Ne işim var burada, rahat mı battı, bela mı arıyordum?”günü” için 2 yorum

  1. Allah yolunuzu açık etsin. Biz de satır satır sizinle gezmiş olalım. Sevgiler babayurdundan… Fatma Pekşen/Sivas

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir