MOSTAR

Mostar,  köprüsü ile tanınır, bu tanışıklığı fazlasıyla da hak eder. Neretva nehri üzerinde pek çok köprü olmasına rağmen eski köprü ya da yaygın adıyla Mostar köprüsü kıymetli bir gerdanlık gibi takılmış Neretva’nın boynuna. Bosna savaşı esnasında bir Hırvat topçunun ateşiyle yıkılıncaya kadar köprüde kullanılan taş sayısı 114, Kuran-ı Kerim’deki sure sayısı ve basamak sayısı da 99, Esmâ’ül Hüsnâ sayısı kadarmış. Yenilendiğinde taş sayısı korunmuş ancak basamak sayısı kasıtlı olarak eksik yapılmış deniliyor. Köprünün çevresi çok sayıda alışveriş ve yeme içme mekânı ile dolu. Mostar, bir sayfiye şehri denebilir. İklimi Visoko ve Sarayova’dan daha ılıman, 10 dereceye yakın ısı farkı vardı.

Konuştuğum Mostarlılar şu sıkıntılar olmasa burası çok rahat diyor. Sıkıntılardan kasıt, bıçak sırtında dengelere dayalı politikalar. Herkes bir pay koparmak istiyor, Almanlar gerginlikleri kaşıyarak nüfuz alanı elde etmeye çalışıyor diyorlar. Mostar Hersek (Herzegova) bölgesinde, Sarayova ve Visoko Bosna bölgesinde. Mostar’ın her yerinde savaşın izlerini görmek mümkün. O kadar çok şehit olmuş ki parklardaki ağaçları kesip şehitlik yapmışlar.

Mostar’da da tüm Balkanlarda olduğu gibi çok sayıda Osmanlı dönemi cami var. Cami hazirelerinde de çok sayıda sarıklı mezar taşı mevcut. Bunların envanteri yapıldı mı, mezar taşları ile ilgili akademik bir çalışma mevcut mu bilmiyorum, yoksa da yapılmalı bir an önce, çünkü bir kısmı zamanın tahribatına uğramış, bir kısmı savaş esnasında kasten kırılmış, yok olup gidiyorlar sözün kısası.

Mostar’da gördüğümüz Yunus Emre Enstitüsü beni çok heyecanlandırdı. Önce ilanlarına rastladık pek çok yerde, sonra da binalarını gördük, ziyaret ettik ve çok mutlu olduk. Enstitü Müdürü Yunus Bey, bizimle çok ilgilendi, enstitüyü gezdirdi, çalışmaları hakkında bilgiler verdi. Türkçe kursları, hat, ebru kursları düzenliyorlarmış. Türk edebiyatından eserleri Boşnakçaya tercüme edip basmışlar. Çocuklara yönelik kitaplar da basmışlar. Türk- Boşnak dostluğunun gönüllü kültür elçiliği gibi çalışıyorlar, çok etkilendim. Allah güç kuvvet versin, başarılı kılsın.

 

Türkiye’den bazı belediyeler, TİKA, Balkanlarda çok takdire şayan çalışmalar yapmış. Visoko’da Ankara Altındağ Belediyesi büyük bir kültür merkezi yapmış, orayı da ziyaret etmiştik, ancak ne yazık ki merkezde Türkçe bilen hiç kimse yoktu. Kütüphanesinde Türkçe eser olarak sadece Orhan Pamuk ve Elif Şafak’ın birer kitabı vardı. Koskoca merkez yapmışız ama o merkeze dilimizi götürememişiz. Bu anlamda da Mostar’daki Yunus Emre Enstitüsü bir fark yaratmış. Bizim dilimizi, kültürümüzü orada canlı tutmaya çalışıyorlar, tebrikler ve teşekkürler.

Saraybosna’da camiler günün her saati açık değil. Sadece namaz vakitlerinde açılıyor sonra da kapıları tekrar kilitleniyor. Savaşın üzerinden 22 yıl geçmiş olmasına rağmen tedirginlik, temkinli olma hali devam ediyor. Mostar’da ve Sarayova’da geçirdiğim günlerde bunun ne kadar zor olduğunu düşündüm. Oğullarını, yakınlarını savaşta kaybeden insanların sonra birlikte yaşamaya çalışmalarının zorluğunu derinden hissettim. Tekrar o güven duygusunun imarı mümkün mü?

Allah yardımcıları olsun. Bundan sonra yüzleri hep gülsün. Bu kadar muhteşem bir coğrafyada büyük Balkan faciasından bu yana yaşanan acılar dinsin artık. İnsanoğlu mutlu, huzurlu yaşamanın yollarını bulabilsin. Sevgiyle kalın.

İçeriği paylaşın:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir