VİSOKO’DAN MOSTAR’A

Yolculuğumuzun 3. Günü Visoko’dan Saraybosna’ya otobüs yolculuğu ile başladı. Sevgili Velida bizi otobüs terminaline bıraktı, vedalaştık ve geride daima sevgi ile anacağımız kardeşlerimizi bırakarak Visoko’dan ayrıldık. Yağmur, Visoko’da ve Saraybosna’da bizimleydi. Saraybosna’da Omar’la buluştuk, saat 16.26 trenine kadar Başçarşıyı’yı dolaştık. Bu arada aynı güzergâhlarda yolculuk planlayanlar olabilir diye düşünerek bazı fiyatlardan da söz etmek istiyorum. Visoko- Saraybosna otobüsleri yaklaşık 1- 1,5 saat aralıklı oluyormuş. Biz 09.30 otobüsü ile gittik, 11.00’de başka bir otobüs vardı. 2 kişi 9 KM ödedik. KM Bosna Markı, “Kayem” diye telaffuz ediliyor. 1 Avro 1,95 KM ediyor. Visoko’da, Mostar’da ve Saraybosna’da Ziraat Bankası şubeleri var. Biz para dönüşümlerini orada yaptık. Pasaportlarınıza bakarak para dönüştürüyorlar. Saraybosna- Mostar trenine de 2 kişi 24 KM ödedik.

Saraybosna tren istasyonu tipik bir komünizm dönemi yapısı. Biz tren ya da otobüs istasyonlarında gişe görevlisine saatleri sorarız, burada güzergâh ve saat bilgileri duvarda bir panoda yer alıyor, oradan bakıp karar veriliyor. Görevli hangi saatte, nereye tren ya da otobüs olduğunu söylemiyor. Yanımızda Omar olmasaydı, muhtemelen bocalardık. Saraybosna’dan Mostar’a trenle gitmeyi, güzergâhın dünyanın en güzel tren yolu güzergâhlarından biri olduğuna dair okuduğum bir yazıdan sonra, özellikle istemiştim. Dünyanın tren yolu güzergâhları hakkında pek bir fikrim olmasa da bunun kesinlikle muhteşem olduğunu söylemek yalan olmaz. Yaklaşık 2,5 saat boyunda ormanlarla kaplı dağlarda, tüneller, köprüler ve yolculuğa eşlik eden muhteşem nehir manzaraları içinde mest olmuş bir vaziyette Saraybosna’dan Mostar’a geldik. Sadece bu yolculuk için bile Mostar’a gelinebilir. Tren de gayet rahat ve konforlu idi. Yol boyu fotoğraf çekmem, tren camları nedeniyle mümkün olamadı. Her teşebbüsümde yansımadan dolayı sadece tren içini fotoğraflayabildim.

Mostar’da trenden indiğimizde kalacağımız yeri nasıl bulacağımızı sormak için tesisi aradım ama kimseye ulaşamadım. Önceden adresleri yazıp yanımıza almıştık. Bir taksiye o adrese nasıl gideceğimizi sorduk ve asıl önemlisi fiyatı. Her şeyin fiyatını önceden sormakta yarar var. Bir de taksiciler taksimetre açarsa gittiğiniz kilometre başına 1 KM yazıyor ki büyük avantaj, aksi halde ne söylerlerse ödemeniz gerekiyor. Bizim bindiğimiz taksi 10 KM istedi, taksimetre de açmadı. Üstelik adresi de bulamadı. Bilmediğim bir şehirde yarım yamalak İngilizcemle yol tarif ettim. Harikaydı. Sonra sokakta bir kadına sordu, o bilmiyordu, başka bir kadın konuya müdahil oldu, ben biliyorum ilerde diyerek daracık bir sokağı gösterdi. Taksici oraya giremeyeceğini söyleyerek bizi indirdi. Dar sokakta çekçeklerle ilerleyip bir binanın önüne geldik, ne tabela, ne isim, hiçbir şey yok. Açık kapıdan girdik, genişçe bir avlu, 4-5 katlı iki bina, binanın birinin görüntüsü Booking’de gördüğüme benziyor ama kapıda isim falan yok. Yolda tesisin orası olduğunu söyleyen kadın arkamızdan gelmiş, ben hiç kimse yok, kime soracağım dedim, kadın burası, burası ben komşu dedi. Siz bekleyin, dedi, gitti. İyi, bekleyelim bakalım. Birkaç dakika sonra Sanel Bey geldi, gerçekten orasıymış, bizi dairemize yerleştirdi, ödemeyi ne zaman yapacağımızı sordu, ben de ne zaman isterseniz dedim, çıkarken yapabilirsiniz dedi. Blagay Tekkesi muhakkak görmek istediğim bir yerdi. Nasıl gidebileceğimizi sordum. Sanel Bey bir arkadaşının tur düzenlediğini, Blakay dahil birkaç yeri gezdirdiğini, kişi başı 30 avro ücretle ona katılabileceğimizi söyledi. Fiyat yüksek görünse de tamam dedik. Sabah 9’da caddeden bizi alacaklardı. Sonra Sanel Bey ya da başka bir görevli görmedik. Yarın çıkarken ücreti almaya gelecek.

Sabah 08.30 da caddeye çıktık. Bekle, bekle gelen yok. Saat 09.10’da Sanel Bey’i aradım, biz bekliyoruz ama kimse gelmedi dedim, saat 10’a kadar bekleyin, gelecekler dedi. Saat 10’a kadar bekledik, kimse yok. Bütün bu süreçte Hüsnü Bey, o dar yoldan caddeye geri geri çıkmaya çalışan sürücülere dur, devam et işaretleriyle yardımcı olup epey hayır dua aldı, birkaç muhtemel kazayı da önlemiş oldu. Saat 10 olduğunda caddenin kenarında bekleyen bir taksiye önce Ziraat Bankasına, sonra da Blagay Tekkesine nasıl gidebileceğimizi sordum. İngilizce bilmiyormuş, telefonla birini aradı, bana verdi, bir hanımla İngilizce konuşup anlaştık ve o taksiyle Blakay Tekkesine gitmeye karar verdik. Şu an itibariyle Mostar’da, telefon ettiğimizde bizi istediğimiz yere götürecek dürüst bir taksi şoförü tanıdığımız var. Adını halen bilmiyorum, o da bizim adımızı bilmiyor. Ben aradığımda “I am Turkish” diyorum, bu şifremiz gibi, o da gelip bizi alıyor, taksimetre açıyor, taksimetre her bir kilometreyi ölçüp yazıyor, sonra bir alışveriş fişi çıkıyor, üzerinde km. ve fiyat yer alıyor ve de bendeniz istasyondan bizi getiren taksinin yüksek ücret almış olduğunu öğrenmiş bulunuyorum.

Doğru adıyla Alperenler Tekkesi, yaygın adıyla Blagay Tekkesi, aldığı manevi işaretle 13. yy. sonunda bir rivayete göre 700 dervişle Horasan’dan gelmiş Sarı Saltuk’un dergâhı. Önce Bektaşi, sonra Halveti, şimdilerde de Nakşibendi Tekkesi olarak işlev görüyor. Şimdilerde daha çok müze. Giriş kişi başı 2 avro ödeniyor, dışarı çıkıp tekrar girerseniz, tekrar 2 avro ödemeniz gerekiyor. Ben bu duruma itiraz ettim, çünkü dışarı çıkıp yemek yiyecek, sonra namaz için tekrar dönecektik. İtiraz işe yaradı. Siz Türksünüz, önceki bileti göstererek namaz için girebilirsiniz dediler.

Alperenler Tekkesini anlatacak kelime var mıdır? Buna nehrinin kaynağında, kayaların arasında (kayaların bazı bölümleri binanın içine uzanıyor) dağın haşmeti, nehrin zümrüt rengi, suyun sesi, insana secde hissi veriyor. Âlemde Yaratan var, başka da bir şey yok. Bu seyahatte iki nehre âşık oldum. Biri Buna, diğeri de Mostar’ın ortasından akan Neretva, ama ille Buna…

Tekkenin burnunun dibine kadar sokulmuş çok sayıda restoran var, bunların bir kısmı içkili restoran, 2 tanesinde de “Halal” sertifika işareti vardı. Bir balık 10 KM, iki balık 15 KM, haşlanmış sebze ile servis ediyorlar. Burada Türk çayı ile Bosna kahvesi aynı fiyat, 2 KM. Tekkenin bahçesinde de çay, kahve içip, tatlı yiyebilmek mümkün. Ayrıca hediyelik eşyaların satıldığı bölümler de var. Tekkede toplu namaz kılınmıyor (Cuma namazı gibi) ama bireysel olarak namaz kılınabiliyor. Üzerinde “sadaka kutusu” yazan bir kapının penceresinden baktığımda İçerde “Sarı Saltuk”a atfedilen iki sanduka görüp şaşırdım, Sadaka kutusunu keşke başka yere koysalarmış diye düşündüm ama vardır bir bildikleri.

Yaklaşık 5 saat geçirdik Alperenler Tekkesinde ve ayaklarım geri geri giderek ayrıldım. Orada bir ömür yaşanabilir, inanılmaz güzellikteydi.

 

İçeriği paylaşın:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir