SARAYBOSNA’DAN VİSOKOYA

Güzel bir havada yolculuğumuzun birinci günü başladı. Sabah 04.30’da kalktık, 05:30’da Antalya’ya giden otobüsteydik. 07.15 gibi de Antalya’ya ulaştık. Yaklaşık yarım saat bekledikten sonra havaalanına giden 600 numaralı otobüs, bir bayan sürücü eşliğinde geldi. Bir hanımın Antalya trafiğinde bir otobüsü kullanabiliyor oluşuna hayranlık duydum.

11.45’te Pegasus havayolları ile gerçekleşen uçuşumuz gayet rahat ve konforlu idi. Pegasus havayollarını kutluyorum. Her şey yolunda ve problemsiz ilerliyordu. Yaklaşık bir saat sonra İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanına teker koyduk. Bu son ifade (teker koymak) uçuşla ilgili bir TV programından çalıntıdır.

Havaalanındaki yurtdışı harç ve pasaport işlemlerinin ardından yine Pegasus’la 16.00 da Sarajevo’ya doğru havalandık. 12 saattir, uykusuz ve yorgun oluşum göz kapaklarımı ağırlaştırmıştı, göklerde, bembeyaz bulutlar arasında uyku ile uyanıklık arası kestirmelerle gayet rahat bir yolculuk yaptık ve zarif pilotumuz, Sarajevo’ya yaklaştığımızı, 10 dakika içinde inişe geçeceğimizi söyleyerek kemerlerimizi bağlayıp koltuklarımızı dik konuma getirmemizi hatırlattı.

İnişi kaçırmak istemiyordum. Balkanların üzerinde, muhteşem dağ ve orman manzaraları eşliğinde bir yanda pamuk yığını bulutlar… muhteşemdi. Birden pamuk yığını bulutların rengi giderek koyulaştı, adeta bir sis bulutunun içine girdik, uçağın içi loşlaştı, uçak sarsılıp titremeye, çatırtılar çıkarmaya başladı. Tüm yolculuk boyunca bağırışıp duran çocuklar dahil tüm uçak bir sessizliğe gömüldü. Sadece sarsıntılar ve çatırtılar… Evet işler iyi gitmiyordu besbelli. Şimdi geçer diyordum ama geçmiyordu. Yaklaşık bir on dakika bu şekilde sarsıldık, sonra pilotumuzun sesi duyuldu, yoğun hava muhalefeti, dolu, rüzgar, yağış, inişin imkanı yoktu ve tekrar yükselmeye başladık 11 000 feette fırtınanın dışına çıktığımızda sarsıntı duruyordu ama ne kadar havada kalabilirdik ki? Havada turlar atmaya başladık. Sis bulutunun içine girdiğimizde sarsıntı ve çatırtılar had safhaya ulaşıyor, uzaklaşınca durum biraz sakinleşiyordu. Olmazsa başka havaalanına iner diyordum, yakıt ne durumdaydı acaba, ne kadar daha havada kalabilirdik? 45 dakikadan fazla bu durumda kaldık, sonra uçak tekrar sarsılmaya ve hızla alçalmaya başladı. Evet dedim, buraya kadar mı? O halde kalbimi açıp geleni karşılamaya hazır olmalı…

Sonra sis bulutunun ve sarsıntıların altına indiğimizi, Sarajeyo binalarını, havalimanını, pisti gördüm ve nihayet piste teker koyduk, uçakta bir alkış… Tamamen Allah’ın yardımı ve pilotlarımızın mahareti sayesinde bu satırları yazmaya devam edebiliyorum, şükürler olsun.

İçerde uzun bir pasaport kontrol kuyruğu oluştu ama duruma kısa sürede çözüm ürettiler, üç ayrı koldan kontrolden geçtik. Dışarda oğlumun arkadaşı Omar bizi bekliyordu. Uçakta yaşadığımız korkulu süreçten sonra bir dost yüzü görmek hakikaten ilaç gibi geldi. Omar, kimya profesörü bir Boşnak. Birkaç kelime dışında Türkçe bilmiyor. İngilizceyi karşılaştığım Boşnaklar çok iyi konuşuyor. Visoko’da kalacağımız yeri bulmak için Visoko’daki arkadaşı İsmail’i aradı. İsmail Türkçe biliyor. Visoko girişinde İsmail ile buluştuk. Bu arada Saraybosna giriş ve çıkışlarında, Visoko giriş ve çıkışlarında kart okutup ödeme yapılıyor.. Ankara Altındağ Belediyesi buraya büyük bir kültür merkezi yapmış, onun önünde kalacağımız Honey Apartments sahibi ile buluştuk ve onun rehberliğinde eve ulaştık. Visoko’da evler 2-3 katlı ve gördüklerimin hepsi bahçeli. Visoko yemyeşil bir yer. Pek çok evin balkonlarından ve pencerelerinden çiçekler sarkıyor, sokaklar fotoğraf gibi. Ev sahibimiz Velida Felsefe Fakültesinde İslam Medeniyeti Tarihi derslerine giren bir akademisyen. Yanlış anlamadıysam önümüzdeki yıl profesör olacakmış. Türkçe biliyor. Eşi Tarık, çocukları Hatica ve Fatih, harika insanlar. Başka bir ülkede kendimi bu kadar evimde hissedeceğime inanmazdım.

Visoko’da ikinci günümüze sağanak yağışla uyandık. Yağmur, sis, adeta göz gözü görmüyor ve hemen yakınımızda güneş piramidi (piramida sunca). Bosna piramitleri hakkında İndigo Dergisinde kapsamlı bir yazı var, dolayısı ile ben bu konuya girmeyeceğim. Sadece şu kadarını söylemekle yetineyim, bulunduğum yerden güneş piramitinin enerjisini hissetmek mümkün. Burada namaz kılmanın, dua etmenin ya da meditasyon yapmanın bambaşka bir enerjisi var. Kendimi kelimelerle anlatamayacağım şekilde mutlu ve huzurlu hissettim. Öğlene doğru yağışa rağmen yürüyerek Visoko’yu dolaşmaya çıktık. Burası Bosna nehri kıyılarında konumlanmış. Visokolu Boşnak Müslümanlar 9 tane camileri olduğunu, komünizm dönemleri dahil camilerin açık olduğunu söylüyorlar. Buradaki Müslümanlardan çok etkilendiğimi söylemeden geçemeyeceğim. Bu kadar naif, yardımsever, güler yüzlü ve gönlü güzel insanlar, Müslüman böyle olmalı dedirtiyor insana ve bir yanlarının savaş kırıklığı ve hüznü içinde oluşu da derinden hissediliyor. Para dönüştürmek için uğradığımız Ziraat Bankası müdürü Saudin Bey, mükemmel Türkçe konuşuyor ve inanılmaz yardımsever. Bizi akşam yapılacak Hicri Yılbaşı ve Serebrenica Şehitlerini Anma Törenine davet etti. Gezimiz sırasında gördüğümüz kabristanda çok sayıda sarıklı ya da fesli mezar taşı vardı. Fotoğraflarını çekerken Hocamın kulaklarını çınlattım, mezar taşları ile ilgili bir çalışma yapılabilir.

Öğleden sonra Ravne Tüneline gittik. Ravne tünelinin bölgedeki piramitleri birbirine bağladığı düşünülüyor. Tamamen insan emeğiyle, iğneyle kuyu kazar gibi açılan tünelde enerji muhteşem. İçerde yer alan, içinde kristal kuvars bulunan ve dışı bir çeşit seramikle kaplanmış taşların etkileyici bir titreşimi var. Ellerimizi üzerine koyduğumuzda bu titreşim güçlü bir şekilde hissediliyor ve adeta titreşimle uyumlanıyoruz. Tünel dışında doğal taşların, piramit sularının, enerji dengeleyici ya da yükseltici muhtelif malzemelerin satıldığı yerler var. Görülen o ki bu tarz her yerde olduğu gibi burada da durumun ticari bir piyasası oluşmuş. Tünel girişi kişi başı 10 avro ücret alıyorlar ve satılan ürünler de muhtevasına göre 10 avrodan 50 avroya kadar ya da daha fazlasına müşteri buluyor. Tünelde arındık, enerjimiz dengelendi, titreşimimiz uyumlandı ve hakikatte yaratılmış her şeyle, tüm evrenle ve Yaratanla birliğimizi bir kere daha derinden hissettik, şükrettik.

Akşam namazı vakti Tabhane Camiinde kadınlar bölümünde bir grup turistle karşılaştım. İçlerinde beyler de vardı. Namazı izlemeye gelmişler. Onları turist olarak nitelendirmem ilginç oldu, ben neysem? Ama ben buralıydım sanki, sanki yüzyıllardır onlarla birlikte yaşıyordum, aslında turist dediklerim de buralıydı. Elimizi kalbimize koyarak birbirimizi selamladığımızda, cümlelerin sonunda kendi aksanımızla Allaha emanet derken de aynı Yaratanın kulları olarak hepimiz birlikte buralıydık sanki.

Akşam namazından sonra içinde kocaman gövdeli bir çınarın yer aldığı bir çeşit kafede yapılan programa katıldık. Hicri yılbaşı ve şehitler anısına helva ve kahve dağıttılar. Kuran-ı Kerim okundu, Boşnakça ilahiler söylendi, konuşmalar yapıldı ve sonunda Boşnak gençler halk oyunlarını sergilediler. Atmosfer inanılmaz sevgi doluydu ve biz kesinlikle onlardan biriydik, evimizdeydik, kalbimiz onlarla çarpıyordu.

Teşekkürler Visoko, geride kız kardeşler ve erkek kardeşler bırakarak yarın buradan ayrılıyoruz. Umarım bu güzel tabiat daima korunur, umarım yüzünüz daima güler. Kalbim ve dualarım hep sizinle olacak. Hoşçakalın, sevgiyle kalın.

İçeriği paylaşın:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir