Dr. Asuman ŞENEL

Atatürk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı lisans eğitimimden uzunca bir zaman sonra, bir çocuk sevinci ve heyecanıyla SDÜ Güzel Sanatlar Enstitüsü Geleneksel Türk Sanatları Tezhip Anasanat dalında yüksek lisans eğitimimi tamamladım. SDÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü İslam Tarihi ve Sanatları Anabilim dalında yaptığım doktora eğitimim de nihayet bu yıl 26 Mayıs 2017’de tamamlandı. Her günü büyük bir öğrenme coşkusuyla geçen bu uzun süreçlerde çok değerli hocalarım oldu. Hepsini minnetle, şükranla anıyorum.

Lisans eğitimimde Prof. Dr. Kaya Bilgegil, Prof. Dr. Orhan Okay, Prof. Dr. Fahrettin Kırzıoğlu, Prof. Dr. Saim Sakaoğlu, Prof. Dr. Hüseyin Ayan, Prof. Dr. Kemal Yavuz, Prof. Dr. Celal Tarakçı, Prof. Dr. Haluk İpekten, Prof. Dr. Muhan Bali, Prof. Dr. Şerif Aktaş, Prof. Dr. Fikret Türkmen, Prof. Dr. Turgut Acar, Prof Dr. Efrasiyap Gemalmaz, Prof. Dr. Turgut Karabey, Prof. Dr. Recep Toparlı, Prof. Dr. Ali Berat Alptekin….

Yüksek Lisans eğitimimde Doç. Dr. Rengin Oyman, Prof. Dr. İlhan Özkeçeci, Prof. Dr. Ayşe Üstün, Prof. Dr. Filiz Nurhan Ölmez, Ünal Erdinç, Adem Sakal, Habibe Şimşek, A. Baki Yeşil…

Doktora eğitimimde Prof. Dr. Bahattin Yaman, Prof. Dr. İsmail Hakkı Göksoy, Prof. Dr. Murat Sarıcık, Doç. Dr. M. Sadık Akdemir…

Yolumu sizlerle kesiştiren Yaratana şükürler olsun. Rahmet-i Rahmana kavuşanların mekânı Cennet olsun. Yaşayanların sağlıklı, huzurlu, mutlu, uzun bir ömrü olsun. Hepinize tüm kalbimle tekrar teşekkür ediyorum.

Akademik eğitimlerim, bu sene 41. yılını kutladığım ve artık sayılarını bilemediğim harika öğrencilerle taçlanan hocalık kariyerimi getirdi. Ömer Seyfettin Hikaye Yarışmalarında 1995’te mansiyon, 1996’da Türkiye birinciliği kazandım. 1998’de “Edebiyat 98” hikaye yarışmasında Türkiye üçüncüsü oldum. 1999’da Türk Edebiyatı Vakfı tarafından yayımlanan Cam Güzelleri, üçü ödüllü, on üç hikayeyi okurla buluşturdu. Bu yıl altı hikaye ilavesiyle ikinci baskısı yapıldı.

Ebrû, minyatür, tezhip, Geleneksel Türk Sanatlarında yaptığım yüksek lisansla girdi hayatıma. Daha doğrusu bir mucize gibi başlayan ebrû yolculuğumla yolum, yüksek lisansa evrildi. Kişisel sergiler, karma sergiler, kitap kapağı, bayram kartı, bir TV dizisinde dekor olarak değerlendirilen ebrûlar, tezhip ve minyatürler… Heyecanlar, coşkular… Oyuncak bulmuş çocuklar gibiydim.

Ve sanat tarihi… Sanat, kalbin ve ruhun yansıması olmalı. Başka türlü insanoğlu nasıl taşı dantel gibi işleyecek, nasıl yüzyıllar sonrasına hayranlık uyandıran eserler bırakacak? Nasıl büyük bir rüya görülmüş olmalı ve nasıl büyük bir aşkla yapılmış olmalı… Sanat tarihine rüyanın ve aşkın tarihi demek yanlış olmaz sanırım.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir